Servikal Omurga Dengesizliğinin Kronik Sinüzit ve Östaki Tüpü Disfonksiyonu Üzerindeki Olası Etkileri

Bu makale, klinik pratiğe yansıyan bir vaka örneğiyle başlamakta ve ardından servikal omurga instabilitesi ile boyun kaynaklı ağrıların; kronik sinüzit, östaki tüpü fonksiyon bozukluğu gibi çeşitli sorunlarla nasıl ilişkili olabileceğini gösteren bilimsel çalışmaları ele almaktadır.

Klinik gözlemler, birçok kişide tek bir yakınmanın değil, birden fazla belirti ve durumun bir arada görülebildiğini göstermektedir. Servikal omurga bağlarındaki zayıflık veya hasara bağlı olarak gelişen instabilite; tinnitus, vertigo, dengesizlik, baş dönmesi ve işitme kaybı gibi yaygın şikayetlerle ilişkili olabilir. Bu belirtiler; POTS (postural ortostatik taşikardi sendromu), kardiyovasküler kökenli baş dönmesi, vestibüler nörit, migren, BPPV, kalıcı postural-perseptüel baş dönmesi veya Meniere hastalığı gibi farklı klinik tanılarla birlikte de görülebilir.

Bu tabloyu açıklamak için kullanılan kavramlardan biri servikovagopatidir. ‘Serviko’, boyun bölgesindeki yapısal bir sorunu; ‘vago’, vagus sinirini; ‘pati’ ise hastalık veya işlev bozukluğunu ifade eder. Servikovagopati, boyun yapılarındaki bozulmanın vagus siniri üzerinde baskı veya işlevsel etkilenmeye yol açmasıyla ortaya çıkar ve baş dönmesi başta olmak üzere birçok farklı belirtiye neden olabilir.

Makale Özeti

  • Östaki Tüpü Disfonksiyonu: Bu durum ortaya çıktığında baş dönmesi, dengesizlik, sersemlik hissi, vertigo ve kulak çınlaması gibi belirtiler sık görülür.

  • Kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu bulunan 25 yaşındaki bir üniversite öğrencisi vakası: Uzun süre devam eden bu tür yakınmaların günlük yaşamı belirgin şekilde zorlaştırabildiği vakalarda gözlemlenmektedir.

  • Tedavilere rağmen iyileşmeyen Östaki tüpü disfonksiyonu: Bazı durumlarda uygulanan yöntemler etkili olmayabilir ve şikâyetler aylar içerisinde giderek artabilir.

  • Deviye (yana kaymış) uvula bulgusu: Küçük dilde gözlenen sapma, Östaki tüpü disfonksiyonu ve nörolojik kökenli belirtiler için önemli bir ipucu olabilir.

  • Deviye uvulanın olası anlamı: Boyun bölgesi ve sinir sistemiyle ilişkili baş dönmesi, dengesizlik veya benzeri nörolojik belirtiler yaşayan kişilerde bu bulgu dikkat çekicidir.

  • Açıklaması zor semptomlar: Klinik pratikte bazı vakalar hekimin değerlendirmesini zorlayabilir; bu tür durumlarda tıbbi araştırmalar ve literatür vakaların anlaşılmasına önemli katkı sağlar.

  • Düşük vagal tonus veya vagus siniri hasarı: Bu durumun trigeminal sinirle bağlantılı olabileceğine dair bulgular bulunmaktadır.

  • Servikal omurga ve “servikojenik oto-oküler sendrom”: Boyun kaynaklı yapısal bozuklukların hem işitme sistemi hem de görme sistemi üzerinde etkiler oluşturabileceği yönünde teoriler vardır.

  • Vagus siniri basısını düşündüren bulgu: Üst servikal omurgada fonksiyonel bozukluk yaşayan bazı kişilerde görme ile ilgili sorunların da bulunması, vagus siniri etkilenmesinin bir göstergesi olabilir.

  • Kulakta tıklama, Östaki tüpü disfonksiyonu ve kronik sinüzit: Bu üç durum çoğu zaman birbirleriyle bağlantılıdır ve aynı mekanizmanın farklı yansımaları olarak ortaya çıkabilir.

    Servikal instabilitenin baş dönmesine yol açabileceği temel mekanizmalar:

    • Servikal omurilik veya beyin sapı üzerinde gerilme

    • Boyun propriosepsiyonunda bozulma (baş-boyun hareketlerinin duyusal algıyla uyumsuzluğu)

    • Vagus siniri hasarı (vagopati)

    • Atlas omurunun hizalanma bozukluğu

    • Artmış kafa içi basınç

    • Vestibüler nörit benzeri mekanizmalar

    • Beyin omurilik sıvısında dolaşım engeli

    • Vertebral veya karotis arterde daralma / tıkanıklık

    • Otonom sinir sistemi dengesizliği (disotonomi)

    • İç juguler venin basıya uğraması

    • Vertebral subluksasyon

Östaki Tüpü Disfonksiyonu: Bu durum ortaya çıktığında baş dönmesi, dengesizlik, sersemlik hissi, vertigo ve kulak çınlaması gibi belirtiler görülebilir.

.

Kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu olan 25 yaşındaki bir üniversite öğrencisi

Kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu yaşayan 25 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin durumu, çok yönlü semptomların nasıl bir arada görülebileceğine dair önemli bir örnektir. Genç yetişkinlerde sık olduğu üzere kişi düzenli spor yapan, temas içeren yüksek tempolu etkinliklere katılan, antrenman ve koşu programlarını sürdüren bir bireydi. Spor faaliyetleri sırasında defalarca yüksek hızlı çarpışmalara maruz kaldığını ve baş bölgesine darbe aldığını ifade etmişti. Zaman içinde belirtilerin artmasıyla birlikte fiziksel kapasitesi belirgin şekilde azalmış ve günlük aktivitelerde bile zorlanır hale gelmişti.

Burundan nefes alan bir birey için beklenmedik bir problem

Yüksek şiddetli bir çarpışmanın yaşandığı bir karşılaşmadan sonra boyunda çıtırtı ve sürtünme hissi ortaya çıkmıştı. Aynı anda burun tam tıkanmış gibi hissettiriyordu. Normalde burundan nefes alan biri olduğu için bu durum kişiyi oldukça zorlamaya başlamıştı. Şikâyet ilerledikçe her sabah 15–30 dakika boyunca burnunu açmaya çalışıyor, çeşitli burun açıcı yöntemler uyguluyor ancak elde edilen rahatlama kısa sürüyordu. Nefes yolu açılsa bile birkaç dakika içinde yeniden kapanıyor, bu da sürekli ağır bir nezle veya grip varmış hissi oluşturuyordu.

Burun tıkanıklığına zamanla şu belirtiler eşlik etti:

  • Kulaklarda dolgunluk

  • İşitme kaybı

  • Sürekli kulak çınlaması

  • Baş dönmesi

  • Kulaklarda sık sık patlama sesi
    Ayrıca belirtilerin özellikle aşağıya doğru bakarken (telefon ekranına veya yere bakıldığında) belirgin şekilde arttığı fark edilmişti.

Geniş kapsamlı tıbbi değerlendirmelere rağmen sonuç alınamaması

Kişi; kulak burun boğaz uzmanları, alerji uzmanları, dahiliye hekimleri, acil servis doktorları, gastroenteroloji, kardiyoloji ve nöroloji uzmanları dâhil birçok branşta değerlendirilmişti. Vakada sıkça alerjik köken düşünülmüş; farklı kombinasyonlarda ve farklı dozlarda dekongestanlar, steroidler, antihistaminikler ve çeşitli ilaçlar önerilmişti. Ayrıca kaygı giderici ilaçlar da reçete edilmişti. Ancak tüm bu tedavilere rağmen şikâyetlerde anlamlı bir iyileşme sağlanamamıştı.

Sorunun temelinde yalnızca inflamasyon olmayabilir

Östaki tüpü disfonksiyonu çoğu zaman tüpün iltihaplanmasıyla ilişkilendirilir; çünkü iltihaplanan bir Östaki tüpü açılıp kapanma mekanizmasını sağlıklı şekilde yerine getiremez. Bu da kulak dolgunluğu, işitme problemleri ve tinnitus gibi belirtilere yol açar.

Bu vakada ise kişi uzun süreli anti-enflamatuar tedavilerin neredeyse tamamını denemiş olmasına rağmen sorun devam etmişti. Bu durum, inflamasyon dışında farklı yapısal veya fonksiyonel faktörlerin de devreye girmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Östaki tüpü disfonksiyonuna yönelik uygulanan hiçbir tedavi fayda sağlamadı; aksine, altı ay içinde belirtiler giderek kötüleşti.


Küçük dildeki (uvula) kaymadan gelen bir ipucu

Peki, anti-enflamatuar ilaçlar neden etkili olmadı? Antihistaminikler neden sonuç vermedi?

Bu vakada, birçok benzer durumda olduğu gibi birden fazla sistemde çeşitli şikâyetler bir arada görülüyordu. Sindirimle ilgili sorunlar için gastroenterolojiye, kalp kaynaklı olasılıkları değerlendirmek için kardiyolojiye, nörolojik etkilenmeler açısından nöroloji uzmanlarına başvurulmuş; ancak bu alanlarda belirgin bir neden tespit edilmemişti. Tüm bu olasılıklar elendikten sonra geriye kalan ihtimallerden biri, servikal omurga instabilitesi ve boyun bölgesindeki yapısal sıkışma mekanizmalarıdır. Sinir sıkışmaları da bu tabloya eşlik edebilir.

Servikal instabilitenin bir etken olup olmadığını anlamak için yapılan ön değerlendirmeden sonra boyun kaynaklı diğer belirtiler de sorgulandı. Baş ağrıları, görme ile ilgili değişiklikler, boyun ve baş derisi bölgesinde ağrı gibi semptomların tamamının mevcut olduğu öğrenildi. Boyun bölgesindeki rahatsızlık daha önce manuel terapi veya kayropraktik uygulamalar aramasına neden olmuş, ancak elde edilen rahatlama geçici kalmıştı.

Önemli bir işaret: Küçük dilde kayma nedir?

İlk muayenede küçük dilin orta hatta durması gerekirken sola doğru kaymış olduğu görüldü. Bu durum çoğu zaman vagus siniri işlev bozukluğu veya düşük vagal tonus göstergesi olarak değerlendirilir. Ayrıca kişinin sağ kulakta daha belirgin olan Östaki tüpü disfonksiyonu ile de uyumluydu.

Hareketli görüntüleme (DMX) incelemesinde şu yapısal sorunlar saptandı:

  • Servikal omurga eğrisinin kaybolması (askeri boyun görünümü)

  • Atlas omurunun öne doğru yer değiştirmesi

  • Belirgin C1–C2 (atlantoaksiyel) instabilitesi

Tüm bu bulgular ne anlama geliyor?

Bu noktada vaka anlatımı durdurularak tespit edilen sorunların altında yatan mekanizmaları daha net açıklamak amacıyla konu detaylandırılmaktadır. Konuyu desteklemek için tıbbi araştırma makalelerindeki bulgulardan da yararlanılacaktır.

Bu vakada öne çıkan üç temel bulgu şunlardır:

  1. Küçük dilde kayma

  2. Düşük vagal tonus veya vagus siniri işlev bozukluğu (trigeminal sinir bağlantılı mekanizmalar dâhil)

  3. Servikal omurga eğrisinin bozulması

Şimdi bu bulguların ne anlama gelebileceğini açıklamaya küçük dilde kayma ile başlanabilir.

Küçük dilde kayma: “Nörolojik tip” belirtileri olan kişilerde ne ifade eder?

Bazı bireylerde nörolojik, kardiyak veya gastrointestinal şikâyetlerin altında vagus siniri ile ilgili işlev bozuklukları bulunabilir. Vagus siniriyle ilişkili bir problemi değerlendirmede en kolay yöntemlerden biri ağız içi muayenesidir. Küçük dilin bir yana doğru sapması, yani orta hattan kayması, vagus sinirinin sağlıklı şekilde çalışmadığına işaret eden en önemli göstergelerden biri olarak kabul edilir.

Vagus siniriyle ilişkili bir işlev bozukluğunu ya da vagus sinirinden gelen sinir iletilerinin normal şekilde çalışıp çalışmadığını değerlendirmede kullanılan yöntemlerden biri, kişinin “a” sesi çıkarırken küçük dilinin (uvula) konumunun gözlemlenmesidir.

Yukarıdaki görselde, küçük dilin normal konumu ile yana doğru sapmış (deviye olmuş) hali karşılaştırmalı olarak gösterilmektedir. Normal durumda kişi “a” dediğinde küçük dil orta hatta kalır. Görseldeki örnekte ise küçük dilin sağ tarafa doğru saptığı görülmektedir.

Küçük dilin bir tarafa doğru kayması, karşı taraftaki levator veli palatini kasının küçük dili yeterince yukarı kaldıramadığını düşündürebilir. Bu durum, ilgili taraftaki vagus sinirinden gelen sinir iletilerinde azalma, işlevsel yetersizlik ya da sinir fonksiyonunda bozulma ile ilişkili olabilir.

Bu tür bir bulgunun olası nedenlerinden biri olarak üst servikal omurga instabilitesi öne sürülmektedir. Bu durum bazı değerlendirme yöntemleriyle görüntülenebilmektedir. Örneğin, sol vagus siniriyle ilişkili bulgular mevcutsa, C2 omurunun sola doğru rotasyonu veya C1–C2 bölgesindeki instabilite vagus sinirinin karotis kılıfı içinde baskı ya da gerilmeye maruz kalmasına neden olabilecek faktörler arasında yer alabilir.

Ayrıca, doğal boyun eğrisinin (servikal lordozun) kaybolması ve öne doğru baş duruşu, vagus siniri üzerinde gerilim oluşturabilir. Sinirin baskı altında kalması, gerilmesi ya da travmatik olarak etkilenmesi, sinir iletimini azaltabilir. Sinir iletimi azaldığında ise sinirin uyardığı kaslar normal işlevlerini tam olarak yerine getiremeyebilir.

Kişiler küçük dilin konumunu basit bir gözlemle fark edebilir. Ayna karşısında ağız içine ışık tutularak “a” sesi çıkarıldığında, küçük dilin orta hatta mı kaldığı yoksa görseldeki örnekte olduğu gibi bir tarafa mı saptığı gözlemlenebilir.

Baş dönmesi, vertigo, yutma güçlüğü, konuşma değişiklikleri, görme ve işitme ile ilgili sorunlar, kulakta dolgunluk hissi, migren tipi baş ağrıları, boyunda tıklama, sürtünme veya çıtırtı sesleri, boyun sertliği gibi açıklaması zor nörolojik tip belirtiler mevcutsa ve buna küçük dilde sapma eşlik ediyorsa, servikal omurga ve sinir fonksiyonlarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi uygun olabilir.

Bazı yaklaşımlarda, boyun bölgesinin stabilitesinin artırılmasının ardından zaman içinde küçük dilin yeniden orta hatta yerleşebildiği ve bunun vagus siniri fonksiyonlarında düzelme ile ilişkili olabileceği ifade edilmektedir.

Birçok kişi, “Bu kadar tetkik yapıldı ve yapılan değerlendirmelerde herhangi bir sorun saptanamadı; Boğazın içinin incelenmesi, yani küçük dilin konumunun değerlendirilmesi, mevcut testlerin ortaya koyamadığı neyi gösterebilir?” diye düşünebilir.

Kulak ağrısı, kulakta dolgunluk hissi veya sese karşı hassasiyet gibi şikâyetler bu tür durumlarda sık görülmektedir. Bazı kişilerde uzun süren bir tıbbi değerlendirme süreci bulunur; bu süreç kulak burun boğaz uzmanları başta olmak üzere farklı branşlardaki hekimlere yapılan başvuruları kapsayabilir. Bazı vakalarda Meniere hastalığı tanısı da gündeme gelebilmektedir.

Bu kişilerde görülen tinnitus, Meniere hastalığı, baş dönmesi, kulakta dolgunluk hissi, işitme azalması veya sese hassasiyet gibi şikâyetlerin, servikal omurga veya boyun bölgesindeki instabiliteyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Servikal omurga instabilitesi, vagus siniri dâhil olmak üzere çeşitli kraniyal sinirler üzerinde baskı ya da sıkışmaya yol açabilir.

Bu olasılık, değerlendirme süreçlerinde her zaman yeterince dikkate alınmayabilir; çünkü servikal omurga kaynaklı sinir etkilenmelerinin bu tür belirtilerle ilişkisi çoğu zaman gözden kaçabilmektedir.

Bazı kişilerde uzun süredir devam eden ve net bir neden bulunamayan nörolojik tip şikâyetlerin, kökeninde servikal omurga düzeyindeki kraniyal sinir etkilenmelerinin yer alabileceği ifade edilmektedir.

Alışılmadık veya açıklaması zor belirtiler söz konusu olduğunda, hekimler zaman zaman mevcut bilgilerle açıklanamayan vakalarla karşılaşabildiklerini bildirmektedir. Bu tür vakaların tıbbi literatürde paylaşılması, benzer durumlarla karşılaşan sağlık profesyonellerinin gelecekte daha faydalı değerlendirmeler yapabilmesine katkı sağlamayı amaçlar.

Bu bölümde odaklanılan konu, küçük dilde (uvula) görülen sapmanın, tedaviye yanıt vermeyen, anlaşılması güç ya da karmaşık nörolojik ve sindirim sistemi kaynaklı belirtilerin değerlendirilmesinde yardımcı bir tarama bulgusu olarak ele alınmasıdır.

Bu bağlamda, Journal of Child Neurology dergisinde yayımlanan bir vaka raporu örnek olarak sunulmaktadır. (1) Bu rapor, belirtileri önceki vakalarla benzerlik gösteren 7 yaşındaki bir erkek çocuğu konu almaktadır. Vaka özetle şu şekildedir:

Yedi yaşındaki bir erkek çocuk, ani gelişen burundan konuşma, patlayıcı (plozif) ünsüzlerin (b,p,d,g,k harfleri) telaffuzunda zorlanma ile karakterize dizartri (konuşma sırasında kasların uyumlu çalışmaması) ve sıvıların burundan geri gelmesi şikâyetleri nedeniyle hekimler tarafından değerlendirilmiştir. Bu belirtiler, ani ve nedeni tam olarak açıklanamayan bir akut astmatik bronşit atağını izleyen bir hafta içinde ortaya çıkmıştır.

Yapılan fiziksel ve nörolojik muayenelerde, küçük dilin sola doğru sapması, arka yutak duvarında karşı tarafa doğru gelişen “perde hareketi” ve dilin dışarı çıkarıldığında sola deviye olması dışında belirgin bir bulguya rastlanmamıştır.

Açıklayıcı not:
Bu vakada küçük dilde sapma ve arka yutak duvarında görülen “perde hareketi” dikkat çekmektedir. Perde hareketi, boğazın arka kısmındaki yumuşak damağın istemsiz olarak yukarı ve aşağı hareket etmesi şeklinde tanımlanır ve perdenin açılıp kapanmasına benzer bir görünüm oluşturur. Bu durum, bazı olgularda kulakta tıklama sesi ile de ilişkilendirilmektedir. Kulakta tıklama hissi ise Östaki tüpü disfonksiyonunun belirtilerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Vakada, damar kaynaklı, travmatik, enfeksiyöz, tümöral ya da başka bir nörolojik neden saptanamamıştır. Herhangi bir tedavi uygulanmamış ve çocukta dört ay içinde tamamen iyileşme gözlenmiştir. Tanı, nedeni tam olarak açıklanamayan (idiopatik) vagus siniri ve sağ hipoglossal sinir felci (Bell paralizisi) olarak değerlendirilmiştir.

Bu vaka, astmatik bronşit gibi bir enfeksiyonun, vagus ve hipoglossal sinirleri etkileyebilen bir sinir işlev bozukluğuyla ilişkili olabileceğini göstermesi açısından önemlidir. Sunulan örnek, enfeksiyonlar ile vagus siniri fonksiyonu arasındaki karşılıklı etkileşimin anlaşılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

Düşük vagal tonus veya vagus siniri hasarı bazı durumlarda trigeminal sinirle de ilişkili olabilir.

Vagus sinirinin önemli işlevlerinden biri, Östaki tüpünün (işitsel tüp) açılıp kapanmasını destekleyerek orta kulak basıncının düzenlenmesine katkıda bulunmasıdır. Östaki tüpü, orta kulak boşluğunu geniz bölgesiyle (nazofarenks) birleştirir. Tüpün normal şekilde açılması, orta kulaktaki basıncın dış ortam basıncıyla dengelenmesini sağlar ve orta kulakta biriken mukusun geniz bölgesine doğru boşaltılmasına yardımcı olur.

Östaki tüpünün, özellikle yutkunma sırasında açılması gereklidir; çünkü orta kulakta oluşabilecek anormal basınç veya ses değişiklikleri, iç kulaktaki hassas yapıları ve sinir uçlarını olumsuz etkileyebilir. Östaki tüpünün açılmasında görev alan temel kaslardan biri levator veli palatini kasıdır ve bu kas vagus siniri tarafından uyarılır. Östaki tüpünün açılmasına katkı sağlayan bir diğer kas olan tensor veli palatini ise trigeminal sinir tarafından innerve edilir.

Başın bir tarafındaki Östaki tüpünün yeterince açılıp kapanamaması durumunda, orta kulakta salgı birikimi meydana gelebilir. Bu durum, orta kulak boşluğu ile dış ortam ve karşı taraftaki orta kulak arasında basınç farkı oluşmasına neden olabilir. Orta kulaklar arasındaki bu basınç dengesizliği; baş dönmesi, işitme azalması, kulakta rahatsızlık hissi, kulakta dolgunluk, kulaklarda basınç hissi (su altında kalmış gibi) ve kulak ağrısı gibi çeşitli belirtilere yol açabilir.

Servikal omurga ve “servikojenik oto-oküler sendrom”

Bu bölümde, The International Tinnitus Journal dergisinde yayımlanan bir çalışmada sunulan görüşler ele alınmaktadır. (2) Söz konusu araştırmada, servikal omurga bozuklukları ile işitme problemleri arasındaki olası ilişki incelenmiş; bu problemlerin zaman içinde tinnitus ve Ménière hastalığı ile bağlantılı olabileceği değerlendirilmiştir. Çalışmadan öne çıkan temel bulgular aşağıda özetlenmiştir:

  • Araştırmacılar, dört yıllık bir süre boyunca, kulakta dolgunluk hissi, ataklar halinde vertigo, dalgalı işitme kaybı ve tinnitus şikâyetleri bulunan 420 hastayı gözlemlemiştir.

  • Bu hastaların 182’sinde; normal işitme düzeyleri, hafif derecede Östaki tüpü disfonksiyonu, normal SP/AP oranları (işitme bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan summasyon potansiyeli/aksiyon potansiyeli oranı), etkilenen kulak tarafında midriyazis (göz bebeği genişlemesi) ve üst servikal omurgada fonksiyonel bozukluk saptanmıştır.

  • Bu hasta grubunun, özellikle fizyoterapi başta olmak üzere konservatif tedavilere olumlu yanıt verdiği bildirilmiştir.

  • Ayrıca 51 hastada; normal işitme düzeyleri, hafif Östaki tüpü disfonksiyonu, yüksek SP/AP oranı (endolenfatik hidrops lehine), etkilenen kulak tarafında midriyazis ve üst servikal omurgada fonksiyonel bozukluk gözlenmiştir.

Not:
Endolenfatik hidrops, vestibüler sistem işlev bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan ve iç kulak sıvı dengesini etkileyen bir durumdur. Vestibüler sistem, vücudun denge ve mekânsal algıyı düzenleyen duyusal sistemidir. İç kulakta yer alır ve sıvı seviyelerindeki değişimler aracılığıyla dengeyi sağlar. İnsan vücudu, çevreyle olan konumunu sabit bir referans noktası (zemin) üzerinden algılar ve vestibüler sistem, istemsiz düzeltmeler yaparak dengeyi korur.

  • Çalışmadaki hastalara servikojenik oto-oküler sendrom (COO sendromu) tanısı konulmuştur.

  • Bu grup içinde yer alan 43 hasta, daha önce uygulanan konservatif tedavilere yanıt vermemiştir; 3 hastada ise 12 ay içinde Ménière hastalığı gelişmiştir.

  • Aynı grup içinde 8 hasta, yalnızca fizyoterapiye yanıt vermiş ve bu hastalarda SP/AP oranlarının normale döndüğü gözlenmiştir.

  • Toplam 187 hastada, sensörinöral işitme kaybı, yüksek SP/AP oranı, etkilenen kulak tarafında midriyazis ve üst servikal omurgada fonksiyonel bozukluk saptanmıştır.

  • Bu hastaların 186’sında hafif derecede Östaki tüpü disfonksiyonu bulunmuş ve Ménière hastalığı tanısı konulmuştur.

  • Servikojenik oto-oküler sendromu olan hastaların, orta kulağa havalandırma tüpü yerleştirilmesine düzenli olarak olumlu yanıt verdiği; bu uygulama sonrası SP/AP oranlarının normale döndüğü ve belirtilerde rahatlama sağlandığı bildirilmiştir. Ménière hastalığı tanısı alan hastalarda ise tedaviye verilen yanıtların değişken olduğu ifade edilmiştir.

  • Araştırmada, servikojenik oto-oküler sendromun, bazı vakalarda Ménière hastalığının öncülü olabileceği öne sürülmektedir.

Burada öne sürülen görüş, üst servikal omurgadaki fonksiyonel bir bozukluğun işitme ile ilgili sorunlara yol açabileceği yönündedir. Ménière hastalığı, iç kulağı etkileyen ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan vertigo atakları (dönme hissi), dalgalı işitme kaybı, kulak çınlaması (tinnitus) ve bazı durumlarda kulakta dolgunluk veya basınç hissi ile seyreden bir hastalıktır. Birçok hastada özellikle düşük frekanslı işitme kaybı görülmektedir.

Ménière hastalığı; Östaki tüpü, üst servikal omurga, temporomandibular eklemler (çene eklemleri) ve otonom sinir sistemi ile ilişkili belirtileri kapsayan karmaşık bir tablo olarak değerlendirilmektedir. Servikal omurga, temporomandibular eklem ve Östaki tüpü; otonom sinir sistemi aracılığıyla ve trigeminal sinir gibi periferal sinirler üzerinden birbiriyle bağlantılıdır.

Bu yapılardan herhangi birini etkileyen bir durumun, Östaki tüpü disfonksiyonu nedeniyle iç kulakta sıvı birikimine yol açması halinde, söz konusu belirtilerin ortaya çıkabileceği ifade edilmektedir.

Vagus siniri basısını düşündüren bir ipucu: Üst servikal omurgada fonksiyonel bozukluğu olan bazı kişilerde görme ile ilgili sorunlar

Yukarıda özetlenen çalışmada, etkilenen kulak tarafında midriyazis (göz bebeği genişlemesi) görüldüğü bildirilmiştir.

Üst servikal omurgada, özellikle C1–C2 düzeyindeki instabiliteye bağlı bir bası durumunda vagus sinirinin etkilenebileceği öne sürülmektedir. Bu tür bir etkilenme, vazospazmlara (damarların daralması ve kan akışının azalması) yol açabilir. Eğer bu vazospazmlar, gözü ve göz çevresini (orbita dâhil) besleyen oftalmik arteri etkilerse, bazı görsel belirtiler ortaya çıkabilir.

Bu durumda bildirilen belirtiler arasında, tek gözde görmenin koyulaşması, siyah noktalar görülmesi veya gri bir perde hissi yer alabilmektedir.

Servikal omurga instabilitesi ile ilişkilendirilen görme sorunlarının olası mekanizmaları şunları içerebilir:

  • Göz kan akımında azalma (azalmış oküler kanlanma)

  • Abartılı pupil hareketleri (hippus) ve pupilla genişlemesinin artması

  • Akomodasyonun (gözün odaklanma yeteneğinin) veya akomodasyon refleksinin bozulması

  • Göz içi basıncında artış

  • Pupillanın yeterince daralamaması

  • Optik sinir etkilenmesi veya hasarı

Bu bulgular, görme ile ilgili şikâyetlerin, bazı durumlarda servikal omurga ve buna bağlı sinir-damar etkilenmeleriyle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

Kulakta çıtırtı / tıklama sesi, Östaki tüpü disfonksiyonu ve kronik sinüzit: Birbirleriyle ilişkili olabilir mi?

Kulakta duyulan tıklama sesinin birçok farklı nedeni olabilir. Aynı şekilde kronik sinüzit de tek bir nedene bağlı olmayan, farklı faktörlerin rol oynayabildiği bir durumdur. Bazı kişilerde hem kulakta tıklama sesi hem de kronik sinüzit bir arada görülebilir. Bu yazıda, özellikle uygulanan tedavilere rağmen şikâyetleri devam eden kişilerde, olası nedenlerden biri olarak boyun bölgesi ve servikal omurga instabilitesi ile olan ilişki ele alınmaktadır.

Kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu hakkında yapılan değerlendirmelerde, Östaki tüpü disfonksiyonunun; boğaz ile kulak arasında bağlantı sağlayan Östaki tüpünün yeterince açılıp kapanamaması durumunda ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu durumda kulakta dolgunluk hissi, kulak ağrısı, işitmede azalma ve kulakta tıklama sesi gibi şikâyetler görülebilir. Bu tür sorunların; sinüziti olan kişilerde, alerjisi bulunanlarda, sigara kullananlarda ve kilo fazlalığı olan bireylerde daha sık görülebildiği belirtilmektedir.

Östaki Tüpü Disfonksiyonu Nedir?

Östaki tüpü, orta kulak ile geniz (üst boğaz) bölgesi arasında uzanan bir kanaldır. Görevi, orta kulaktaki basıncı dış ortamla dengelemek ve kulakta biriken sıvıların geniz bölgesine boşaltılmasını sağlamaktır.

Östaki tüpü disfonksiyonu; tensor veli palatini, levator veli palatini, salpingofaringeus ve tensor timpani adlı kasların, tüpün açılıp kapanmasını sağlayan görevlerini yeterince yerine getirememesi durumunda gelişebilir. Bu durum, bir kulakta diğerine göre daha fazla sıvı birikmesine yol açabilir. Sonuç olarak kulakta dolgunluk hissi, kulak ağrısı, denge problemleri ve kulakta tıklama sesi ortaya çıkabilir.

Bazı yaklaşımlarda, servikal omurga instabilitesinin (boyun bölgesindeki yapısal dengesizliklerin) bu kasların çalışmasını dolaylı olarak etkileyerek Östaki tüpü fonksiyonlarında bozulmaya katkıda bulunabileceği ifade edilmektedir.

Bu görselde ne gösterilmektedir?

Bu görselde, Östaki tüpünün normal çalışması ile işlev bozukluğu (disfonksiyon) durumu karşılaştırmalı olarak anlatılmaktadır. Görselde, Östaki tüpünün doğru şekilde açılabilmesi için tensor veli palatini ve levator veli palatini kaslarının birlikte çalışması gerektiği gösterilmektedir. Bu kaslar sırasıyla trigeminal sinir ve vagus siniri tarafından innerve edilmektedir.

Bu kaslar normal şekilde çalışmadığında, orta kulakta sıvı birikimi meydana gelebilir. Bu durum; kulakta rahatsızlık hissi, dolgunluk, basınç, ağrı, baş dönmesi ve bazı durumlarda kısmi ya da tam işitme kaybı gibi sorunlara yol açabilir.

Östaki tüpü ile ilişkili kaslar ve sinirler

Östaki tüpü ile ilişkili dört temel kas bulunmaktadır:

  • Levator veli palatini

  • Salpingofaringeus

  • Tensor timpani

  • Tensor veli palatini

Bu kaslardan levator veli palatini ve salpingofaringeus kasları vagus siniri tarafından, tensor timpani ve tensor veli palatini kasları ise trigeminal sinir tarafından innerve edilir. Yutkunma sırasında, özellikle levator veli palatini ve tensor veli palatini kaslarının kasılması, Östaki tüpünün açılmasını sağlar.

Bazı durumlarda, üst servikal bölgedeki sinir etkilenmeleri hem vagus hem de trigeminal siniri etkileyebilir. Bununla ilişkili olarak, trigeminosevikal çekirdeğin omurilikte C2 seviyesine kadar uzanması, bu bölgedeki işlevsel bozuklukların her iki sinir üzerinde de etkili olabileceğini düşündürmektedir.

Östaki tüpü disfonksiyonunda işitme ve denge sorunları

Östaki tüpü disfonksiyonu sonucu orta kulakta sıvı biriktiğinde, ses dalgalarının iletimi olumsuz etkilenebilir. Normalde ses dalgaları, dış kulak ve dış kulak yolu aracılığıyla kulak zarına (timpanik membran) ulaşır ve kulak zarı, bir mikrofon diyaframı gibi titreşir. Bu mekanik titreşimler, orta kulaktaki kemikçikler aracılığıyla kokleadaki perilenf ve endolenf sıvılarına iletilir.

Orta kulakta sıvı birikmesi durumunda, bu mekanik titreşimlerin iç kulağa iletimi azalır veya engellenir. Sıvı birikimi arttıkça bu durum daha belirgin hâle gelebilir ve kulak ağrısı şiddetlenebilir.

Ayrıca VIII. kraniyal sinir (vestibülokoklear sinir) de bu süreçten etkilenebilir. Bu durum, denge sisteminde bozulmalara yol açabilir ve duruş bozukluğu, denge kaybı, vestibülo-oküler refleks sorunları, tinnitus, vertigo ve dengesizlik gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Ses iletim yolunda ortaya çıkan tüm bu mekanik bozukluklar, genel olarak iletim tipi işitme kaybı (konduktif işitme kaybı) olarak adlandırılmaktadır.

Ameliyat neden birçok hastada fayda sağlar, neden bazılarında yeterli olmayabilir?

Bilimsel çalışmalara göre, kronik rinosinüzit ve/veya burun septumu eğriliği (septum deviasyonu) bulunan ve buna eşlik eden Östaki tüpü disfonksiyonu yaşayan hastaların önemli bir kısmında, cerrahi tedaviler sonrasında belirgin iyileşme görülmektedir. Bunun temel nedeni, sinüslerin ve burun içinin cerrahi olarak düzeltilmesiyle drenajın artması ve bu durumun Östaki tüpünün de daha sağlıklı çalışmasına katkı sağlamasıdır.

Aşağıda bu konuyla ilgili araştırmalar özetlenmiştir.

Burun ve sinüs ameliyatlarının Östaki tüpü disfonksiyonuna etkisi

European Archives of Oto-Rhino-Laryngology dergisinde Ekim 2022’de yayımlanan bir çalışmada (5), burun ameliyatları sonrası Östaki tüpü disfonksiyonu belirtilerindeki değişimler incelenmiştir. Çalışmaya toplam 359 hasta dâhil edilmiştir.

Hastalar, uygulanan ameliyat türüne göre üç gruba ayrılmıştır:

Grup 1 – Septoplasti

(Burun içindeki septum eğriliğini düzeltmeye yönelik ameliyat)

  • 76 hasta

  • Östaki tüpü disfonksiyonu görülme oranı: %28,9

Grup 2 – Endoskopik sinüs cerrahisi

(Sinüslerin drenaj yollarının açılmasına yönelik ameliyat)

  • 209 hasta

  • Östaki tüpü disfonksiyonu görülme oranı: %28,9

Grup 3 – Septoplasti + endoskopik sinüs cerrahisi

  • 74 hasta

  • Östaki tüpü disfonksiyonu görülme oranı: %31,1

Çalışmanın sonucu

  • Kronik rinosinüzit ve/veya septum deviasyonu olan hastalarda, cerrahi sonrasında Östaki tüpü disfonksiyonu belirtilerinde anlamlı iyileşme görülmüştür.

  • Ayrıca Östaki tüpüyle ilgili şikâyetlerin, burun tıkanıklığı ve kronik rinosinüzit belirtilerinden etkilendiği ortaya konmuştur.

Sinüs ameliyatı mı, Östaki tüpü balon tedavisi mi?

Temmuz 2022’de, Güney Karolina Tıp Üniversitesi Kulak Burun Boğaz – Baş ve Boyun Cerrahisi Bölümü tarafından International Forum of Allergy & Rhinology dergisinde yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında (6), kronik rinosinüzit ile birlikte görülen Östaki tüpü disfonksiyonu, tek başına görülen (primer) Östaki tüpü disfonksiyonu ile karşılaştırılmıştır.

Araştırmada şu noktalar vurgulanmıştır:

  • Östaki tüpü disfonksiyonuna bağlı kulakla ilgili şikâyetler, kronik rinosinüziti olan hastalarda sık görülmektedir.

  • Ancak bu şikâyetler, kronik rinosinüzit olmadan da primer Östaki tüpü disfonksiyonu şeklinde ortaya çıkabilir.

  • Kronik rinosinüzit + Östaki tüpü disfonksiyonu ile primer Östaki tüpü disfonksiyonunun aynı hastalık mı olduğu ve aynı şekilde mi tedavi edilmesi gerektiği net değildir.

Araştırmanın bulguları

  • Kronik rinosinüziti olan hastaların yaklaşık %50’sinde Östaki tüpü disfonksiyonu bulunmaktadır.

  • Kronik rinosinüzit + Östaki tüpü disfonksiyonu olan hastalarda yalnızca endoskopik sinüs cerrahisi uygulanmasının sonuçları,

  • Primer Östaki tüpü disfonksiyonu olan hastalarda uygulanan Östaki tüpü balon dilatasyonu sonuçlarıyla benzer bulunmuştur.

Ameliyat sonrası her hastada iyileşme olur mu?

Temmuz 2022’de yayımlanan başka bir çalışmada (7), endoskopik sinüs cerrahisi sonrası:

  • Hastaların büyük bölümünde ilk 3 ay içinde belirgin rahatlama sağlandığı,

  • Ancak 1 yıllık takipte hastaların %5,4’ünde şikâyetlerin arttığı bildirilmiştir.

Rinosinüzit / Sinüzit: Boyun omurgasındaki sorunlara bağlı bir drenaj problemi olabilir mi?

Yukarıda, servikal omurga instabilitesi ile Östaki tüpü disfonksiyonu ve sinüzit arasındaki olası ilişkiye değinilmiştir. Cerrahiye ilişkin araştırmalar da bu bağlantının var olabileceğini desteklemektedir. Bu bölümde, sinüzit ile ilgili bulgular ele alınmakta ve bunların servikal omurga instabilitesiyle olası ilişkisi incelenmektedir.

Bu kapsamda, Journal of Manual and Manipulative Therapy dergisinde yayımlanan bir vaka çalışması (3) örnek olarak sunulmaktadır. Söz konusu çalışma, olası sinüs kaynaklı baş ağrıları, rinosinüzit gelişimi ve boyun ağrısı arasındaki ilişkiyi incelemiştir.

Çalışmadan öne çıkan noktalar

  • Baş ağrıları, rinosinüzit ile ilişkili olabilir ve belirtilerin diğer tekrarlayıcı baş ağrılarıyla benzerlik göstermesi nedeniyle tanısal zorluklar oluşturabilir.

  • Boyun ağrısı; migren, gerilim tipi ve servikojenik baş ağrılarında sıkça incelenmiş olsa da, rinosinüziti olan kişilerde baş ağrısına eşlik eden bir durum olarak daha az ele alınmıştır.

  • Bu çalışmada, kendisini “sinüs baş ağrısı” yaşayan bireyler olarak tanımlayan kişilerde boyun ağrısının ve servikal kas-iskelet sistemi fonksiyon bozukluklarının görülme sıklığı araştırılmıştır.

  • Çalışmaya katılan hastalarda belirtilerin ortalama süresi 8,5 yıl olarak bildirilmiştir.

  • Katılımcıların servikal eklem hareket açıklığı (ROM), servikal segmental muayeneleri, kas dayanıklılığı ve basınç-ağrı eşiği testleri değerlendirilmiştir.

  • Bulgulara göre, boyun ağrısı ve servikal kas-iskelet sistemi fonksiyon bozuklukları, sinüs baş ağrısı yaşayan kişilerde sık görülmektedir ve bu durum, rinosinüzite atfedilen baş ağrılarına eşlik eden ya da katkıda bulunan bir faktör olabilir. Araştırmacılar, bu ilişkilerin daha iyi anlaşılması için ek çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.

Sinüs drenajı ve C1–C2 hizalanması

Boyun ağrısı ile kronik sinüs enfeksiyonu, sinüzit ve rinosinüzit arasındaki ilişki, belirtiler incelendiğinde bazı kişilerde fark edilebilmektedir. Bu durum, Östaki tüpü disfonksiyonunda olduğu gibi, drenajın yeterince sağlanamaması ile ilişkili olabilir. Yani sorun, sinüslerin etkili şekilde boşalamaması olabilir.

Bazı çalışmalarda, C1–C2 omurları arasındaki hizalanma bozukluklarının (atlantoaksiyel instabilite) sinüs drenajını etkileyebileceği öne sürülmektedir. Bu konuyla ilgili literatürde, C1–C2 bölgesindeki yapısal dengesizliklerin farklı belirtilere yol açabileceğine dikkat çekilmektedir.

Bu tür durumlarda dikkat çeken noktalardan biri, kişilerin genellikle tek bir belirti yerine birden fazla şikâyeti aynı anda yaşamasıdır.

Birlikte görülebilen belirtiler

Atlantoaksiyel instabilitesi olan bazı kişilerde;

  • Sinüs drenaj problemleri ve burun tıkanıklığı

  • Baş ağrıları

  • İşitme sorunları ve kulak enfeksiyonları

  • Görme problemleri

  • Denge kaybı, vertigo ve baş dönmesi

  • Bulantı

gibi belirtilerin bir arada görülebildiği bildirilmiştir.

Kronik kulak veya sinüs enfeksiyonlarında servikal omurganın rol oynadığı düşünüldüğünde, temel sorunlardan birinin yetersiz drenaj olabileceği ifade edilmektedir. Kulak ve sinüslerin yeterince boşalamamasının olası nedenlerinden biri olarak, C1–C2 bölgesinde bulunan disk taşması veya fıtıklaşmasının servikal sinirler üzerinde baskı oluşturması gösterilmektedir.

Vagus siniri, trigeminal sinir ve sinüs drenajı arasındaki ilişki

Aşağıda yer alan görselde gösterildiği üzere, vagus siniri servikal omurga boyunca seyreder ve özellikle C1, C2 ve C3 omurlarına yakın bir konumda bulunur. Bu bölgelerdeki servikal omurga instabilitesi, vagus sinirinin sıkışmasına veya etkilenmesine yol açabilir. Böyle bir durum, vagus siniri ile trigeminal sinir ve trigeminal ganglion arasındaki normal sinir iletişimini bozabilir. Sinir iletimindeki bu bozulmanın, çeşitli belirtilerin yanı sıra küme tipi baş ağrıları ile ilişkili olabileceği ifade edilmektedir.

Bu görselde ne görülmektedir?

Görselde, vagus sinirinin servikal omurga içindeki seyri ve özellikle C1–C3 düzeylerinde omurlara olan yakınlığı gösterilmektedir. Bu bölgelerde oluşabilecek yapısal veya fonksiyonel instabiliteler, vagus siniri üzerinde baskı veya gerilmeye neden olabilir. Bunun sonucunda, vagus siniri ile trigeminal sinir sistemi arasındaki sinir iletiminin etkilenmesi söz konusu olabilir. Bu tür bir etkilenmenin, farklı klinik belirtilerle birlikte küme baş ağrıları gibi durumlara katkıda bulunabileceği belirtilmektedir.

Bu yazının bağlamında, servikal omurga instabilitesinin trigeminal sinir üzerindeki etkileri ve bu etkinin sinüslerin yeterince drenaj yapmasını nasıl engelleyebileceği ele alınmaktadır. Trigeminal sinirin daha ayrıntılı değerlendirilmesi ise ayrı çalışmalarda incelenmektedir.

Baş, boyun ve sinirler arasındaki ilişki

Baş ve boyun bölgesi, vücudun diğer bölgeleri gibi karmaşık ve birbirine bağlı bir yapı sergiler. Vagus siniri ve trigeminal sinir dâhil olmak üzere kraniyal sinirler üzerinde oluşan bası veya etkilenmeler, çok sayıda belirtiyle birlikte sinüs drenajında bozulmalara yol açabilir.

İnsan vücudunda sağ ve sol olmak üzere iki trigeminal sinir bulunur. Bu sinir, üç ana dala ayrılır:

  • Oftalmik dal (V1)

  • Maksiller dal (V2)

  • Mandibular dal (V3)

Trigeminal sinirin dalları ve sinüslerle ilişkisi

Oftalmik dal (V1)

Oftalmik dal (V1), göz bölgesi ve burun boşluğunun bazı kısımlarını innerve eder. Bu dalın işlev bozukluğu veya etkilenmesi, sinüs fonksiyonlarını ve görmeyi etkileyebilir. Bu nedenle bazı kişilerde görme sorunları ile sinüs problemleri eş zamanlı olarak görülebilir. Sinir iletisinin bozulması, sinüslerin uygun şekilde drenaj yapmasını engelleyebilir ve bu durum sinüzit gelişimine katkıda bulunabilir. Ayrıca bu dalın etkilenmesi, daha önce de belirtildiği gibi göz bebeği genişlemesi (midriyazis) ve diğer görsel sorunlarla ilişkili olabilir.

Maksiller dal (V2)

Maksiller dal (V2), burun boşluğu, sinüsler ve ağız bölgesinin bazı kısımlarını innerve eder. Bu nedenle sinüs tıkanıklığı ve sinüzit, bazı kişilerde damakla ilgili sorunlarla birlikte görülebilir. Daha önce aktarılan çalışmalarda belirtildiği üzere, küçük dilde (uvula) sapma, damak fonksiyon bozukluğuna işaret edebilir ve bu durum, servikal omurga instabilitesinin sinüs drenajını ve Östaki tüpü fonksiyonunu etkilemesine dair bir bulgu olarak ele alınmaktadır.

Vagus siniri

Vagus siniri; sinüsler, boğazın arka kısmı (farenks) ve gırtlak (larenks) ile ilişkili yapılara sinirsel uyarı sağlar.

3. Omurganın doğal eğrisinin yeniden desteklenmesi ve servikal bağların güçlendirilmesi: Kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu için olası bir yaklaşım

Kronik ağrı ve nörolojik belirtilerle başvuran birçok kişide, boyun ve omurga eğrisinde bir bozulma olduğu fark edilmektedir. Bu durum, çoğu zaman uzun süren değerlendirme ve tedavi arayışları sırasında anlaşılmaktadır. Omurganın doğal eğrisiyle ilgili sorunların, basit bir duruş probleminden ziyade karmaşık bir yapısal konu olduğu bilinmektedir.

Bu yazıda ele alınan vakada da, servikal omurganın doğal eğrisinin kaybolduğu ve bunun “askeri boyun” (military curve) olarak tanımlanan bir duruma karşılık geldiği görülmektedir.

Boyun omurgasının eğrileri

Bu görselde ne gösterilmektedir?

Servikal omurganın doğal eğrisi, boynun yükü dengeli bir şekilde taşımasını ve sinirsel iletimin sağlıklı şekilde devam etmesini sağlar. Ancak servikal bağların zayıflaması veya gevşemesi, omurların normal hizalanmasını bozabilir. Bu durum, zamanla servikal omurga instabilitesine, kronik ağrıya ve nörolojik belirtilere zemin hazırlayabilir.

Görselde, servikal omurgadaki eğri bozulmasının aşamalı ilerleyişi gösterilmektedir:

  • Normal lordotik eğri

  • Servikal lordozun düzleşmesi (military curve) 

  • Kifotik eğri (ters eğrilik)

  • “S” şeklinde anormal eğrilik

Bu ilerleme, omurganın doğal yapısının bozulmasıyla birlikte mekanik yüklenmenin artmasına ve sinir yapılarının etkilenmesine neden olabilir.

Uzun vadeli iyileşme için bağların ve omurga eğrisinin desteklenmesi

Bu yaklaşımın temel amacı, servikal bağ dokularının güçlendirilmesi ve baş–omuz hizalanmasının fizyolojik duruşa uygun şekilde yeniden desteklenmesidir. Böylece boyun omurgasının doğal dengesi korunmaya çalışılır.

Bu görselde ne gösterilmektedir?

Görselde, boyun eğrisinin düzeltilmesinden önceki ve sonraki durum karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır.
Bağ dokularındaki gevşeklik, esneklik artışı veya hasar; ister travmaya bağlı olsun, ister Ehlers–Danlos sendromu gibi genetik nedenlerle ortaya çıksın, zamanla servikal omurga üzerinde kifotik yönde bir kuvvet oluşturabilir. Bu durum, boynun arka kısmındaki posterior ligament kompleksinin gerilmesine yol açabilir.

Görselde yer alan radyolojik örneklerde;

  • Whiplash (kamçı) yaralanması,

  • Eklem hipermobilite sendromu,

  • Ehlers–Danlos sendromu

gibi durumlara sahip bireylerde, belirli uygulamalar sonrasında servikal omurga eğrisinde iyileşme ve normale yakınlaşma gözlemlendiği gösterilmektedir. Bu süreçte, bağ dokusunu desteklemeye yönelik enjeksiyon yöntemleri ile baş ve gövde ağırlıkları kullanılarak yapılan postüral yaklaşımların birlikte ele alındığı ifade edilmektedir.

Servikal instabiliteye bağlı kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonunun ele alınması

Bu bölümde, örnek olarak ele alınan vakanın süreci daha basit şekilde özetlenmektedir. Kişi, kronik sinüzit ve Östaki tüpü disfonksiyonu şikâyetleri nedeniyle değerlendirilmiş ve bu sorunların boyun omurgasındaki instabiliteyle ilişkili olup olamayacağı araştırılmıştır.

Yapılan ön değerlendirmeler sonucunda, belirtilerin servikal omurgadaki yapısal bozulmalarla bağlantılı olabileceği düşünülmüştür. Bunun üzerine, servikal omurga eğrisini desteklemeye yönelik uygulamalar ve bağ dokularını güçlendirmeyi amaçlayan proloterapi süreci başlatılmıştır.

Uygulamalar sonrasında, sinüzit şikâyetlerinde belirgin azalma görülmüş; burundan nefes alma kolaylaşmış, kulakta dolgunluk hissi, kulak sesleri, işitme ile ilgili sorunlar ve tinnitus gibi şikâyetlerde belirgin iyileşme bildirilmiştir. Takip amaçlı yapılan görüntülemelerde, boyun eğrisinde ve servikal stabilitede düzelme saptanmıştır.

Bir süre sonra boyun bölgesinde tekrar bir gerginlik hissi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde kişi, yalnızca hafif ve yumuşak bir manuel uygulama yapılacağını düşünerek bir kiropraktöre başvurmuştur. Ancak beklentisinin aksine, üst boyun bölgesine (C1–C2 seviyesine) yüksek hızlı, ani ve rotasyonel bir manipülasyon uygulanmıştır. Bu müdahalenin ardından, daha önce azalmış olan bazı şikâyetlerin kısmen yeniden ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. Özellikle sinüzit, kulakta dolgunluk ve kulakla ilgili belirtilerde artış yaşanmıştır. Daha sonra uygulanan ek proloterapi seanslarıyla bu şikâyetlerde yeniden azalma sağlandığı ifade edilmiştir.

Kısa ve anlaşılır değerlendirme

Baş ve yüz bölgesindeki sinüsler;

  • Trigeminal sinir (5. kraniyal sinir),

  • Vagus siniri (10. kraniyal sinir)

  • ve üst servikal sempatik sinir yapıları

ile yakından ilişkilidir.

Bu vakada, boyun eğrisinin kaybı ve atlas omurunun öne doğru kayması, bu sinir yapıları üzerinde etkilenmeye yol açabilecek faktörler olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca öne doğru baş duruşunun, otonom sinir sistemi dengesini bozabileceği düşünülmüştür.

Önemli bir hatırlatma

Bu tür sonuçlar her hastada aynı şekilde ortaya çıkmaz.
Kronik sinüzit, Östaki tüpü disfonksiyonu ve servikal instabilite arasındaki ilişkiler karmaşık ve kişiye özgüdür.

Bu nedenle, bu tür yaklaşımların uygunluğu mutlaka ayrıntılı bir değerlendirme sonrasında ele alınmalıdır.

Servikal bağların proloterapi ile ele alınması

Proloterapi, instabil, zayıflamış veya hasar görmüş bağ dokularının onarımını uyarmayı amaçlayan bir enjeksiyon yöntemidir. Servikal bağ dokularındaki zayıflık, omurların normalden fazla hareket etmesine neden olabilir. Bu durum; tendonlar üzerinde artan yüklenmeye, kas fonksiyonlarında bozulmaya, vagus siniri gibi sinir yapılarına baskıya ve sindirim sorunları dâhil olmak üzere servikal instabiliteyle ilişkili çeşitli belirtilere yol açabilir.

2014 yılında The Open Orthopaedics Journal dergisinde yayımlanan bir derleme çalışmasında (4), servikal bağ dokusu zayıflığı ve instabiliteyle ilişkili klinik sorunlar ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmada, kronik boyun ağrısının birçok vakada eklem instabilitesi ve kapsüler bağ gevşekliğiyle ilişkili olabileceği belirtilmiştir.

Araştırma bulgularına göre, proloterapinin servikal bölgedeki bağ dokularını hedef alması sayesinde, instabiliteye bağlı belirtilerin azaltılmasına katkı sağlayabileceği ifade edilmektedir. Çalışmada, proloterapinin cerrahi yaklaşımlara kıyasla daha az girişimsel bir seçenek olduğu ve bazı hastalarda kronik boyun ağrısı ve servikal instabiliteyle ilişkili semptomların hafiflemesine yardımcı olabileceği sonucuna varılmıştır.

Bu makale, Dr. Ross Hauser tarafından kaleme alınmıştır.
Makalenin Türkçe çevirisi Atlas Terapi Derneği tarafından yapılmıştır.

Orijinal metin: https://caringmedical.com/prolotherapy-news/cervical-instability-induced-chronic-sinusitis-eustachian-tube-dysfunction/

Kaynaklar:

1 Zannolli R, Acquaviva A, D’Ambrosio A, Pucci L, Balestri P, Morgese G. Vagal and hypoglossal Bell’s palsy. Journal of child neurology. 2000 Feb;15(2):130-2. [Google Scholar]
2 Franz B, Altidis P, Altidis B, Collis-Brown G. The cervicogenic otoocular syndrome: a suspected forerunner of Ménière’s disease. International Tinnitus Journal. 1999;5(2):125-30. [Google Scholar]
3 Petersen SM, Jull GA, Learman KE. Self-reported sinus headaches are associated with neck pain and cervical musculoskeletal dysfunction: a preliminary observational case control study. Journal of Manual & Manipulative Therapy. 2019 Aug 8;27(4):245-52. [Google Scholar]
4 Steilen D, Hauser R, Woldin B, Sawyer S. Chronic neck pain: making the connection between capsular ligament laxity and cervical instability. The open orthopaedics journal. 2014;8:326. [Google Scholar]
5 Lee IH, Kim DH, Kim SW, Kim SW. Changes in symptoms of Eustachian tube dysfunction after nasal surgery. European Archives of Oto-Rhino-Laryngology. 2022 Mar 29:1-7. [Google Scholar]
6 Chen T, Shih MC, Edwards TS, Nguyen SA, Meyer TA, Soler ZM, Schlosser RJ. Eustachian tube dysfunction (ETD) in chronic rhinosinusitis with comparison to primary ETD: A systematic review and meta‐analysis. InInternational Forum of Allergy & Rhinology 2022 Jul (Vol. 12, No. 7, pp. 942-951). [Google Scholar]
7 Chen WC, Yang KL, Lin WC, Fang KC, Wu CN, Luo SD. Clinical outcomes of Eustachian tube dysfunction in chronic rhinosinusitis following endoscopic sinus surgery. Journal of the Chinese Medical Association. 2022 Jul 1;85(7):782-7. [Google Scholar]

İlgili Gönderiler

⚠️Uyarı:

Bu web sitesinde yer alan tüm içerikler, yazarlarına ve yayıncılarına aittir ve telif hakkı ile korunmaktadır. İçeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, dağıtılması veya başka şekillerde kullanılması yasaktır. Herhangi bir kullanım için önceden yazılı izin alınması gerekmektedir. Telif hakkı ihlali, yasal yaptırımlara yol açabilir.

Teşekkür ederiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON GÖNDERİLER

AtlasBot AtlasBot ile Konuş